“İlahi bir tını var sualtında; sadece kalbindeki aşkı yaşayabilenlerin duyabildiği.

 

Kuşanıp, sualtına ilk girişi yaptığın anda etrafını saran bubble manzaraları ve alıp verdiğin nefesin sesleri… Nefes seslerinin aşkı yaşattığı, aşkın huzura kavuşturduğu andayız işte…

 

 

O zincirden bağımsız, kendimize ait olmayan bir dünyada; kendi yaşam alanımız gibi , oraya ait bir deniz canlısı gibi iniş yapar, meraklı gözlerle etrafı izlerken; aynı zamanda aynı merakla o dünyaya sahip olanlar tarafından izlendiğini bilerek azotun damarlarındaki dansı ile birlikte zorunlu olarak ruh parçanı orada gezmek için terk ederek yükselişe zorluyor aynı zamanda… Daldığında bitmesin istediğin, çıktığında bir an önce geçsin istediğin yüzey beklemen ile yaşadığın küçük serüvenler…

 

 

Ne hayatlarla karşı karşıya bırakıyor gün boyu her birimizi sualtı dünyası ; dalış deneyimi ve insanlığı dışında hiçbir özelliği, niceliği, niteliği bizi ilgilendirmeyen bir sürü sualtı aşığıyla. Kısacık sürelerle dal-çık geri kalan zamanda  ikinci aile, dost, kardeş, huzur, abi, abla… vs . her zaman yanında olacak ruhunu sualtında bırakanlar yeni bir hayata hoş geldin diyor tüm samimiyetiyle.

 

 

Aralık’ta bir zaman dilimi…. Uyan Nur uyan ikinciliğe düşen hayat seni bekliyor… Rüyaya kısa bir ara Paletten Topukluya geçiş zamanı… “

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir